Ana içeriğe atla

YİRMİ YEDİNCİ YAŞIMIN SON 1 DAKİKASI

Aslında bu yazıyı yazmak için alarm kurdum ama telefonum kapanmıştı çalmamış. Ucundan kıyısından diyelim, yirmi yedinci yaşıma böylece veda edeyim.

Bu yaşımda ikinci kez mezun oldum. Herkes yüksek lisans okuduğumu sanıyormuş, yani beni pek de tanımayanlar. Aslında çift anadal mezuniyetimdi. Kurtuldum. 

Bu yaşımda iş yerindeki görev tanımım değişti. Daha sert bir birimde çalışıyorum. Arada da iyi biri gibiyim ama tam olarak kötü polis gibi bir şeyim. Sevdim bu rolü. Daha katı olabilirim hatta mümkünse.

Bu yaşımda, ömrümde ilk defa depremi hissettim. Hiç hissetmemiştim önceden. Yanımdaki arkadaşım hissederdi de ben hissetmezdim. Acaba kulağımın iyi duymamasıyla bağlantısı var mıdır? Bu tarz bir düşünce işte.

Bu yaşımda ilk defa ameliyat oldum, tamamen uyutuldum ve 45 dakika hiçbir şey hissetmedim. Uyandığımda ise sadece ağlıyordum. Ağlamak ne güzel şey. Kendimi hissediyorum gibi geliyor. 

Buna bağlı olarak bu yaşımda ilk kez bayıldım. Ameliyat sonrasıydı ve neredeyse bedenimde hiç kan ve yemek yoktu. Bayılmışım. Çok ilginç bir deneyimdi. Tabi bir daha olsun istemem ama hep de merak etmiştim ne yalan söyliyim :)

Bu yaşımda araba sahibi oldum. Eşimle beraber tabi ki. Yıllarca çalıştık, para biriktirdik. Uğraştık yani. Çok şükür. Bu da farklı bir hismiş. Yani sana ait bir mülkün olması.

Bu yaşımda bir travel hesabı açtım. Hatta bir videom 1 milyon izlenmeye yaklaştı. Nefis şekilde linçlendim, sebepleri zengin olmam(aynen knk), sonradan görmüş olmam(bu doğru hiç görmemiştim), sesimin kötü olması(iyi olduğunu iddia etmemiştim), sadece var olmam(bu konuda ben de kendimi linçliyorum).

Yani insanlar çeşit çeşit. Çevrenizdeki filtreye göre 30-40 çeşit görürsünüz ama sosyal medyada binlerce hatta onbinlerce çeşit insan görürsünüz. Çok da umursamamak lazım. En sonunda yine muhatap olacağınız 30-40 çeşit insan olacak.

Bu yaşımda 3 ülke gördüm. Malezya, Güney Kore ve Fas. Çocukluk hayalim Kore’yi görmek nasıl bir şeydi ya? Hayal gibi geçti gitti sanki. Bu kadar evimde gibi hissetmemiştim. Avucumun içi gibi biliyorum gitmeme gerek var mı ki derdim. Cidden avucumun içi gibi bilerek gezdim. İyi ki gitmişim. İstanbulda gezer gibi bir rahatlık vardı. Her şeye hakim şekilde ve ne istediğini bilerek. 

Gezmeyi seviyor muyum yoksa imkan var diye mi geziyorum, bilmiyorum. Herhalde Kore’ye yine de gitmeye çalışırdım. Güzeldi. 

Bu yaşımda kilomu korudum. Obez alt sınırında takılan kilomu korudum. Tabi kilo vermek isterdim ama yine de daha fazla obeze gitmediğim için memnunum. Abartmak için demiyorum tıbbi olarak obez kategorisinde alt sınıftayım, ne yapalım yani?

Bu yaşımda bir şeylerin sırayla olmadığını öğrendim. Son iki gündür perişanım. Mutsuzum yani. Doğum günüm yaklaşırken genelde üzgün olurum ama bu kadar da üzülmezdim. Aksine ben yaş almayı çok severim. Artık legally 28 diyebilecek olmak çok güzel. Yeni yıla girdikten sonra ben bir sonraki yaşımı söylemeye başlarım. Arkadaşlarım bana kızar. Çünkü yaş almayı sevmiyorlar. Bu da bana abartı geliyor. Ne yani, genç olmak ne katacak? 

Aksine yaş almak öyle şeyler katıyor ki. Daha çok yaşamış, görmüş, tecrübe etmiş olarak oradasın. 1 yıl daha tecrübelisin. Birilerinin hala küçük kardeşisin, en küçük kızısın belki ama kendin biliyorsun, büyüdün. Yaş aldın. Yeni bir dönemi buyur ettin. Neler göreceksin, nelerin hayalini kuracaksın, neler umacaksın bu yaştan? Neler olmayacak ve üzüleceksin? Bu yaşımda da üzüldüm. Olmadı. Belki de hiç olmayacak. İçindeki üzüntüyü kimseye anlatamamak çok zor. En sonunda gelen tepkiler aynı çünkü. Teselliye ihtiyacım olsaydı zaten eşim bu işte usta. Hayatı beni teselli etmekle geçiyor. Ben anlaşılmak, dinlenmek, gerekirse beraber üzülmek istiyorum. Ama bunu yapabileceğim kimse yok. İnsan yaşamadan anlamıyor, insan birçok şeyi kolay sanıyor. Sınanmamış ya da henüz o aşamada da değil. Yok işte. Beni anlamasını da istemem kimsenin gerçi. O sebeple konuşmayıp yaşıyorum. Mış gibi yapıp görünmez olmaya çalışıyorum. Ağlamaktan balon olmuş gözleri 10 saat uyumuşum diye kamufle etmek de öyle kolay ki. Neyin var? Uykuluyum işte. 

Ramazan ne zordu değil mi? Bir gram acıkmadım da işte uyku. Rabbim her durumda sınıyor. Kötü bir şey değil, sınanmak sevilmek demek gibi geliyor. Çok ruhunu hissedemedik, Ramazanlarım bomboş ve ruhsuz. Bu doğum günümün Ramazana denk geldiği son yıl. Sonra bi 30 yıl sonra denk gelir. 60a yaklaşırken. Görür müyüm o yılları bilmiyorum ama görmek istemiyorum sanırım. Kazalarımı da tutup huzurla gitsem. Elbet hatalarım oldu ama en azından kabul olması duası ve ümidiyle eksiklerimi tamamlasam. Huzurla ayrılsam. Sevdiklerimi de üzmek istemiyorum. Üzülürler herhalde. Ben de üzgünüm çok. Çözemedim bi şeyleri. Bazen kendimi çok acınası hissediyorum. Bir de anlatmaya da çalıştım aslında. Ama insanlar asıl yaşayan kadar nasıl hissedecek? Yine de önemseyip yanımda bahsetmeseler. Keşke hiç tanışmasalardı benimle ve ben de hiç kaplamadan bir yer, devam etseydim. Bir selime öylece sıkıştı bir yerlere ve bugüne geldi. 

Neyse yani. Yeni yaşımda hiçbir şey istemiyorum. Biraz uyumak ve istifa etmek. Onun dışında da sağlık. Ve başka ne olursa da hayırlısıyla kabulüm. Hiç fark etmez. Umurumda da değil. Her açtığım oruçta ettiğim o dua. Olursa olur, olmazsa olmaz.

Geçen seneki yazımı okurken ağladım. Bir de bir müzik buldum. Telefondan yazıyor olmasam link ile bağlardım bilirsiniz. On the nature of daylight. Kemanda çalabilmek istiyorum. Çalarım gibi de geliyor. Belki tozlarını silip akordunu ayarlarım. Sonra da yine vazgeçerim. 

Bu kadar.

İyi ki doğdum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Canım abim ve ablam...

Keşke şimdi ben 7 yaşında olsaydım, ablam 10, abim 13...   Üçümüz bir odada uyurduk. Ben yer yatağında yatardım çünkü daha küçüktüm. Abim ile ablam ise ikiye ayrılmış bir ranzanın iki ayrı yatağında yatarlardı. Geceleri karanlık olunca korkardım, o yüzden hiç uyumayalım isterdim. Abim tembellik yapar asla okul için bir çabaya girmezdi. Ablam incecik bir kızdı, o ne yapsa onu taklit ederdim. Yeni ilkokula başlardım ben de. Yazmayı falan bilmiyorum, okumayı da.. Abim okula gitmeye can atıyorum diye beni garipserdi. Şimdi anlıyorum garipsemesini ama birinci sınıfa başlayacaksın deseler, ben yine can atarım. Ne güzel, bulanık yıllardı.  Ablamla uyduruk ama özgün oyunlarımız vardı mesela. Ne kadar iyi anlaşıyorsak bir o kadar da kavga ederdik üçümüz. Babam evin koridorunun tavanına bir kanca asar, ona bağladığı ip ile salıncak yapar, biz de sallanırdık. Sonra babamın kocaman terlik giymiş ayaklarına otururduk, bizi ayakları ile taşırdı. Biz onu çok güçlü sanırdık,...

YİRMİ ALTINCI YAŞIMIN SON BİR SAAT KIRK BEŞ DAKİKASI

greyfurt sıkıp üzerine maden suyu koydum ve içiyorum. çok güzel oluyor. son bir yılda neler yaptığımı düşünüyorum. bu yıl anlatmaya değer pek bir şey olmadı aslında. aynı yerde çalışıyorum, aynı yerde okuyorum. ama taşındım mesela evet. artık başka bir evdeyiz.  beni strese sokan ve aslında beni hapseden, beni zincirleyen 4 şey vardı. iki tanesinden kurtuldum. biri ev idi biri de kötü yöneticiydi. bu yaşımda hakkımı savundum, stresimi azaltmak için çok uğraştım. eğitimler aldım, sakinleşmeye çalıştım. bu yaşımda psikolog seanslarım bitti. artık psikoloğa gitmiyorum. ihtiyacım var mı hala bilmiyorum ama şu anlık iyiyim.  bu yaşımda koçluk seansları aldım. çok faydalıydı. hayat amacımı öğrendim, neler yapmak istediğimi gördüm. hem de nasıl mış gibi yapabileceğimi gördüm. mış gibi yapmak benim için bir hayatta kalma modeli. mecburen. bu yaşımda da işimden ayrılmak çok istedim ama olmadı. önceki yaşımda nerede çalışıyorsam ve ne yapıyorsam yine aynı şeyleri yapıyorum.  eşim y...

KARUTA

  Merhaba arkadaşlar,   Size farklı bir yazıda sırf Karuta oyununu anlatmak istiyorum.   Chihayafuru animesi Karuta isimli bir kart oyunu etrafında dönen bir anime. Ve ben bu oyuna aşık oldum. O kadar havalı bir oyun ki size anlatmak istiyorum. Japonya'nın önemli şairlerinden toplam 100 adet şiir bulmuşlar ve bu şiirleri kartlara yazmışlar. Toplam 200 kart var çünkü 100 tanesi oyunda kullanmak için 100 tanesi okuyucunun okuması için. Önce iki kişi bu yüz karttan 22'şer tane alıyor ve önüne üç sıra olacak şekilde şiirler gözükür halde diziyor. Okuyucu da bir kart seçip kartı okurken o kartın aynısını oyuncular oyun sahası içindeki kartların içinden bulup kartı almaya çalışıyor. Oyunun başında 15 dakika kartların yerini ezberleme süresi veriliyor. Çok hızlı olunması gereken bir oyun. Kartları alırken fırlatabiliyorlar. Yani annemin deyişiyle "pervasız bir oyun" :) İşte bu pervasızlığı da beni benden aldı arkadaşlar :)   Karuta kartları alttaki resimdeki gibi a...