Ana içeriğe atla

bir dizi izledim

 komedi sanıp başlamıştım ama şu an ağlıyorum. burnum tıkandı, yüzüm gözyaşı ile dolu vesaire. 

dizide bir kadın şunu dedi: "geçmişe dönsem hiçbir şeyi değiştirmezdim, çünkü kötü diye değiştirdiğim herhangi bir şey iyi bir anımın yaşanmasını engelleyebilir."

gerçekten bilemeyiz. yaşamamız gerekiyordur ve yaşarız. yaptığımız işlerin, verdiğimiz kararların sonucunu, nelere etki ettiğini hiçbir zaman önceden kestiremeyeceğiz. bu yüzden ben de geçmişe dönecek olsam her şeyi olduğu gibi bırakmayı tercih ederdim. 

çok üzüldüm diziyi izlerken. ağlayasım geliyor düşündükçe. cidden gülerim diye açmıştım oysaki. hatta film sanıp açmıştım ama diziymiş. her bölümü 25 dakika falan. komik gerçekten. yani benim bu kadar harika bir diziyi tesadüfen bulmam komik.

ki tesasdüf diye bir şey de yoktur, değil mi? her şey birbirine o kadar bağlı ki. neyse.

çok üzüldüm. dizinin adı da "After Life" yani ağlamak isterseniz izleyebilirsiniz. ama bu ben hep ağlarım. yani gözlerim dolar illa ki her dizi/filmde. 6 bölüm boyunca ağlamış olmam bu dizinin gerçekten üzücü olduğunu gösterir bence. ayrıca oldukça doğal bir diziydi. gerçekten inanırsınız böyle bir olay olduğuna. 


dizinin konusu çok iyiydi. durmadan diziyi düşündüğümden bir şey yazasım da yok. ağladım işte. düşününce yine ağlıyorum. hayat işte. bir gün hepimiz üzüleceğiz. yani her zaman mutsuz sonlarımız olacak fakat bu en sonunda mutsuz olacağımız anlamına gelir mi bilmiyorum.

lisedeyken saçma anılarımdan birinde tüm sınıf birer roman okuyup sonra kısaca romanın ne anlattığını sınıfa anlatıyorduk. bir arkadaş tahtaya çıkmış romanı anlatırken en sonunda "mutlu son" demişti. ben de sanırım ergen ve oldukça depresiftim "mutlu son yoktur ki sonunda ölecekler ne de olsa" demiştim. çünkü kitap o mutlu anda bitirebilir onları anlatmayı ama onlar yaşayacak ve sonra biri önce ölecek. diğeri üzülecek, üzülecek, üzülecek. sonra o da ölecek. onların arkasından başkaları üzülecek, üzülecek...

o zamanki kafadaki selimeyi almışlar bu dizinin başrolüne koymuşlar. oysaki o lafı söylemeden önce sanırım 1 yıl önce ya da yarım yıl önce bir roman yazmıştım. oldukça uzun ama sonuçta bir hayran kurgusu olduğu için bir hiç. koca bir hiç. o romanımın sonu beni hala düşündürür. ağlayarak yazmıştım. ölüm vardı sonunda. buna insanlar mutsuz son der, böyle söylesem. fakat karakterim şöyle diyordu: "onunla çok güzel bir ömür geçirdim, anılarımız hep mutluydu. o yüzden bu bir mutlu son" sonra da beyefendi ölüyor. romanın sonunu söylediğim için özür dilerim (zaten kimse okumayacak, çünkü yayınlamayacağım) fakat siz, bu yazıyı okuyan, siz de öleceksiniz. bu bir sır değil yani. her neyse. bu romanım zaten yayınlanmış durumda, internette var fakat işte hayran kurgusu yani altında benim adım yok. takma adımla yayınlamıştım. old times...


her neyse. kısa bir zaman içince ölümün mutsuz son olduğuna karar vermemin sebebi neydi merak ediyorum. o romanı yazdıktan sonraki süreçte ne oldu da depresif oldum, bilmiyorum. bu arada o roman hayatımın son romanıydı. bir daha yazmadım. bu blog sitesini yazmaktan saymayacağım sonuçta kurgu vesaire yok. dümdüz kendimi yazıyorum. 

yani artık yazmıyorum diye mi yoksa üniversite sınavı yaklaştığı için mi bilemiyorum ama üzgündüm sanırım. ölümü kötü görmek iyi değil sanırım. sonuçta herkesin hikayesi ölerek bitiyorsa, hayatta asla mutlu son olmayacak mı demek bu? yaşadıklarımız, mutlu olduğumuz onca an birer boşluk mu? değersiz mi yani? bence değil. 


dizideki o kadın işte böyle dedi. vefat eden kocasıyla çok güzel bir ömür geçirdiğini söyledi. bu yüzden mutlu. eşinin mezarının başında söylüyor bunları. dışarıdan baksan niye mutlu ki dersin. ölmüş işte kocası. mutsuz son. her zaman mutsuz son olacak. bu bir sır değildi ve hiçbir zaman bir sır olmayacak. 


diziyi izlerken niye ağladım o zaman? çünkü üzücü yine de. evet mutlu olacaksın ama üzülmek de yasak değil. hah, zaten ölecekti! deyip devam etmiyoruz tabi ki. ağlamak da güzeldir. sakince acını yaşarsın ve arada yine ağlarsın. onu güzel hatırlarsın. dizideki adam eşinin hep videolarını çekermiş. ona şaka yaparken, onunla sahildeyken vesaire. kadın da video çekip bırakmış kocasına. sanırım bu biraz acımasızlık ama yine de o kadar kötü değil. anıları izlemek güzel kesinlikle. sırf anılarımı ileride izlemek için arşiv yapıp üzerine bir de yutupta kanal açmış biriyim sonuçta. anıları durmadan kaydediyor olmayı yargılamam anlamsız olacaktır. 


fakat ben öldükten sonra hala sosyal medya hesaplarımın duracak olması şimdi aklımı karıştırdı. ölmeden önce sileyim mi yoksa bir arkadaşıma silmesini mi söyleyeyim? 

her neyse zaten tüm internet üzerinden mülkelerimi kapatma düşüncesindeyim. saçma gelme seviyesi üst seviyeye çıktı gerçekten. 


konu nasıl buraya geldi?


sabahın 7si şu an ve ben namaz kılıp uyuyacağım. dizini ikinci sezonuna da bir ara başlarım diyorum. ağlamak güzeldi. çok güzeldi.


güle güle.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Canım abim ve ablam...

Keşke şimdi ben 7 yaşında olsaydım, ablam 10, abim 13...   Üçümüz bir odada uyurduk. Ben yer yatağında yatardım çünkü daha küçüktüm. Abim ile ablam ise ikiye ayrılmış bir ranzanın iki ayrı yatağında yatarlardı. Geceleri karanlık olunca korkardım, o yüzden hiç uyumayalım isterdim. Abim tembellik yapar asla okul için bir çabaya girmezdi. Ablam incecik bir kızdı, o ne yapsa onu taklit ederdim. Yeni ilkokula başlardım ben de. Yazmayı falan bilmiyorum, okumayı da.. Abim okula gitmeye can atıyorum diye beni garipserdi. Şimdi anlıyorum garipsemesini ama birinci sınıfa başlayacaksın deseler, ben yine can atarım. Ne güzel, bulanık yıllardı.  Ablamla uyduruk ama özgün oyunlarımız vardı mesela. Ne kadar iyi anlaşıyorsak bir o kadar da kavga ederdik üçümüz. Babam evin koridorunun tavanına bir kanca asar, ona bağladığı ip ile salıncak yapar, biz de sallanırdık. Sonra babamın kocaman terlik giymiş ayaklarına otururduk, bizi ayakları ile taşırdı. Biz onu çok güçlü sanırdık, güçlüydü de a

KARUTA

  Merhaba arkadaşlar,   Size farklı bir yazıda sırf Karuta oyununu anlatmak istiyorum.   Chihayafuru animesi Karuta isimli bir kart oyunu etrafında dönen bir anime. Ve ben bu oyuna aşık oldum. O kadar havalı bir oyun ki size anlatmak istiyorum. Japonya'nın önemli şairlerinden toplam 100 adet şiir bulmuşlar ve bu şiirleri kartlara yazmışlar. Toplam 200 kart var çünkü 100 tanesi oyunda kullanmak için 100 tanesi okuyucunun okuması için. Önce iki kişi bu yüz karttan 22'şer tane alıyor ve önüne üç sıra olacak şekilde şiirler gözükür halde diziyor. Okuyucu da bir kart seçip kartı okurken o kartın aynısını oyuncular oyun sahası içindeki kartların içinden bulup kartı almaya çalışıyor. Oyunun başında 15 dakika kartların yerini ezberleme süresi veriliyor. Çok hızlı olunması gereken bir oyun. Kartları alırken fırlatabiliyorlar. Yani annemin deyişiyle "pervasız bir oyun" :) İşte bu pervasızlığı da beni benden aldı arkadaşlar :)   Karuta kartları alttaki resimdeki gibi am

yeni klavyemle bir yazı

 bugün hayatımda gördüğüm en tatlı klavye ile bu yazıyı yazıyorum. ayrıca bugün ilk defa fizik tedaviye gittim. nasıl olduysa artık (bence birileri nazar değdiriyor bana düzenli olarak) diz kapağımı kaydırmışım. hayatımın kaydığı yetmiyormuş gibi..... xd bunlar hep şaka. sonuçta başımıza felaket gelmedi. ayrıca çok güzel bir klavyem var. aylardır manyak gibi klavye bakıyordum. şöyle en tatlısından bir klavyem olsun istemiştim. hem de pembe. zaten pembe bir mausum var. ya da fare. nasıl yazılıyorsa, inanın hiç umurumda değil. bugün işe gitmeyi bırakmak mecburiyetinde kaldım. aslında uzun süredir de işsiz olmak nasıl bir şey merak ediyordum. yani ertesi gün için yapman gereken hiçbir şey olmadığında nasıl yaşanıyor bilmek istiyordum. artık önümüzdeki 20 gün kadar bir süre ertesi günümün önemi yok. fizik tedaviye gideceğim ve sonra da eve döneceğim. garip. bu bir deneme süresi gibi. iş hayatının, daha doğrusu bir kurumsal şirket çalışanı olmayı kabullenmek ve sindirmek benim için çok zor