Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ay yok artık

 saat sabahın yedisi ve ben erken uyandığım için sabahın yedisi değil. UYUMADIĞIM İÇİN sabahın yedisi. tamam dönemim bitti. dönemim bitti. neyse bu konuya gelicem ama yani dönemim bitti diye sabahın yedisine kadar duramazsın selime. ve yani Harry Potter lanetli çocuk kitabını dinledim youtube'ta. Weasley soyadını veasley diye okuyan bir seslendirmenin eşliğinde dinledim. profesör MAKGONAGAL falan diyordu. bir insanın bu net isimleri okuyamamısını anlayamam asla. yani bilmemesi için muhteşem bir Harry Potter sansürü yemeli ya da yaşı biraz vardır diye düşünüyorum. sesten anladığım kadarıyla ciddi bir sansür yemiş arkadaş. sansür yediğin kitabın devamı olarak sunulan tiyatro türü metni de okumaya gönüllü olmazsın diye düşünüyorum. zaten yorumlara kapamışlar. ama bakın kadın mı erkek mi anlayamadım seslendiren kişi uğraşmış. 6 saate yakın bir videoydu. YOU TRIED dicem sana sadece kardeşim. sonuçta türkçe okunmuş tek video oydu. yoksa dinleyecek başka bir yer bulamazdım. kitabını da al...

dün 19 ocak'tı

 2019 yılının 19 ocak gününde minimalizme merak sardım. babam buna kanaatkarlık demem gerektiğini söylüyorum. aynı şey. her neyse.  Kpop fanıydım, beni tanıyan herkes bilir bunu. o zamanlar da bayağı müzik albümü almıştım. dolarla aldığımı düşünürsek ve kargo+gümrük vergisi... toplam 1000 küsür lira harcamışım. 19 ocak günü o albümleri satışa çıkarmıştım ve hepsini satmıştım. sonra kıyafetlerimi ayıkladım. ayakkabılarımı, şallarımı, kitaplığımı... driveımı, sosyal medya hesaplarımı... dün 2.yıl dönümümdü bu yolda. bu 2 yılda birçok insan da sildim. bundan o kadar memnunum ki. kendimi hafiflemiş hissediyorum. daha birçok yapacağım şeyler var tabi ki ama insanları elemek en güzeliydi. zaten minimalist olmaya karar verişim eşyaların üzerime gelmesinden dolayı değil insanları üzerime gelmesindendi. artık öyle kolay kolay arkadaş da olmuyorum kimseyle. daha fazla tanışmaya takatim kalmadı herhangi biriyle.  bir şey satın alırken kullanacağıma kendimi ikna edip alıyorum onu. mü...

önümdeki 3 hafta

 3 hafta sonra bu yazıyı okuyup iyi ki o günde değilim diyeceğim. çünkü önümde 1 sunum, 4 araştırma ödevi, bir proje dosya teslimi, 3 tane de sınav var. 3 hafta içinde hepsi nasıl bitecek bilmiyorum. bu dönemin bitmesini istiyorum. bu kadar zor bir dönem geçirmedim. yüksek ihtimal ilerideki dönemlerimden daha rahat bir dönemdi. hazırım doğrusu. korkmuyorum yani şikayetçi de değilim. hiçbir şeyi yapmak zorunda değilim. istediğim için okuyorum, istediğim için katlanıyorum. bu düşünce olunca aklımda daha rahat oluyor. stres olduğumu anladığım anda duruyorum. değmez o kadar da çünkü. hayati bir mesele yok ortada. alt tarafı birkaç ödev yığını. aslında tatilin gelmesini istemiyorum gibi. çünkü yüksek ihtimalle tatilimi güzel değerlendirmedim diye kendime kızarım ben. mantıklı bir tatil geçiremiyorum. bu yüzden de okudun yeniden açılmasını istiyorum. okul beni mantıklı işler yapmaya itiyor. tek başına bırakıldığımda mantıklı biri değilim kesinlikle. biri bana bir şeyler desin ve onu yapa...

iki gün arasında ne kadar fark olur

geçen hafta bugün yaptıklarımı düşünüyorum. kendimle gurur duyuyordum çünkü gerçekten kendimi ve yaptıklarımı sevmiştim ama bugün.. yani geçen hafta bugünden tam bir hafta sonra. acayip verimsiz bir gündü. tamam normalde haftasonları çalıştığım için hafta içi günlerim hep verimsizdir ama yani sen cumartesisin. sen verimli olmalıydın. aylardır haftasonum yok. şöyle yatayım diyemiyorum. hafta içi yatıyorum çünkü. ders dinlemekten beynim patlayacak sanıyorum. haftasonumu o yüzden ödev ve projelerime bırakmak zorundayım. ne zaman haftasonum bana ait olur bilemem. geçen hafta bugün saatlerce çalıştım ve sonuçta elimde harika bir ödev vardı. tamam hoca birkaç hata buldu ama düzeltiriz. hocaya hatalarımızı öğrenmek için sunmuyor muyuz zaten? neyse işte. bugün sabah 9da oturdum masaya. şimdi saat akşam 11. elimde hiçbir şey yok, şaka gibi. haftaya pazara bu ödev bitmeli. bu hafta içinde anketler bitmeli. bu hafta değil ondan sonraki hafta perşembeye ise bambaşka bir dersin sunumu var. sunum ya...

ellerim titriyor

gün ve bugün toplam 20 saat kadar çalışarak bir ödev bitirdim. bunu ilk defa yaptığım için değil ama bana göre bu en verimli ödevimdi. ödev yapmayı öğrendim belki de. ellerim titriyor çünkü inanamıyorum. aklıma bitirme tezim geliyor. gerçekten merak ediyorum acaba o zaman geldiğinde ne yapacağım. heyecandan ve yorgunluktan sanırım ama cidden ellerim titriyor. çok mutluyum. bitti. yarın sabah sunumum var. pazar sabahı evet. hoca beğensin ya da beğenmesin. uğraştım. bir sonraki adıma gelebilirim yani anket adımı. 20 kadar kişi ile anket yapacağım. çok heyecanlı ve mutluyum. ve çok yorgunum. sunumu son 2 günde yetiştirmiş olmam benim hatam ama bitirdiğim için çok mutluyum. fazla bilinmeyen tek mecra olarak bloguma yazıyorum. nazarın da az olacağını düşündüğümden. ellerimin titremesi geçmiyor. bitti. çok şükür. 
kulağımda sevdiğim bir melodiyle yazıyorum. karanlık çünkü artık gece oldu. bu müziğin arka fonda çaldığı bir sokakta yürüyen bir kızın sokak kadar karanlık hayatını anlattığım bir roman yazmak istiyorum. şu sıra ben yine yazar olmak istediğim o eski hayallerime doğru meyletmekteyim. fenayım şu sıralar. belki etraf sistir. gerçi dinlediğim şarkıyı bilmiyorsunuz o yüzden oldukça karanlık ve depresif bir hikaye kurguladığımı anlayamadınız. berbat bir şey. paralel evren gibi düşünün. birkaç gün önce arkadaşlarım ile şimdi biz olmasak nasıl insanlar olurduk diye konuştuk ve o kadar heyecanlandım ki bu fikir ile. kalbim, duygularım, zihnimde akan onca sahne, geçişler, diyaloglar, ambiyans, karakterlerin geçmişi, ailesi, hikayesi, kavgalar, barışlar... anlatamam. içim içime sığmıyordu. o anda gelip bu bloga onu yazabilirdim değil mi? yazmadım. çünkü o günün ertesi gününden itibaren bu sabaha kadar bir ödevi yetiştirmek için ders çalıştım. ne kadar hevesim varsa okul işlerinin arasında savrul...

yarın bitsin.

 lütfen bitsin artık. ellerimde kanamayan bir yer, dudaklarımda yolunmamış deri kalmadı. sabahları canım acıyarak ellerimi yıkıyorum. çok yoruldum. haftalar geçti ve yarın bitmedi. gelmesi o kadar sürdü ki hala bugün diyemiyorum yarına. gelsin ve bitsin artık.  çalışıyorum, okumayı seviyorum ama sanırım kalbime iyi gelmiyor. kalp dediğim de ruh sanırım. stresten mahvoluyorum. yine de enerjimi sağlam tutmaya çalışıyorum. bitsin istiyorum. sonra yine başlayacağını bildiğim halde. birkaç ay sonra da olacak, öbür dönem de olacak öbür yıl ve ondan sonraki yıllar da olacak ve ben bu yaşadığım ağır stresi unutup unutup başıma yeni yeni işler alacağım.  bu kadar da zoru seven biri değildim aslında. sanırım yanlışlıkla çok zorladım kendimi ve artık geri de dönemiyorum. insanlar ne der? mimarlık kazansaydım ne olurdu acaba diye düşünüyorum. her sınav zamanı böyleyim. sabahlara kadar gözlerim bozulup sırtım kamburlaşana kadar, ellerim yapıştırıcıdan dolayı mahvolana kadar ödev yapsa...