Ana içeriğe atla

Kayıtlar

nasıl hissettiğimi tam bilmiyorum

sen benim en sevdiğimdin -tamam, ailemden sonra- . seni öyle seviyordum ki, hep seni düşünürdüm. diğer her şey canımı sıkardı, uyurdum, ilgilenmezdim ama sen olunca konu, bambaşkaydı. aşırı ilgiliydim, göz bebekleri büyürmüş ya insanın, bakmamıştım ama benimkiler kocaman oluyordur kesin. kimse seni benim sevdiğim kadar sevemez diye düşünürdüm. çoğu kişi öyle diyordu zaten. sen başkaydın, ben de başkaydım. sana seni sevdiğimi de söyledim hatta. biliyorsun. sınıf arkadaşlarım da biliyor. oradalardı. ufacıkken seni tanıdım ve asla bırakmadım. sevdim, sevdim... lisede daha çok sevdim, her gün birlikteydik. aklımdaydın, sıramdaydın, çantamdaydın. boş vaktimde değil her vaktimde sen vardın. bazıları korkardı senden, hatta nefret edenler çoktu ama sen benim için öyle farklıydın ki. iyi ki seni tanımışım diyordum. üniversitede devam etsin istedim bu beraberlik, seni seviyordum çünkü. hayatım ol istiyordum. her gün seninle ilgileneyim, diğer her şey yok olsun... fakat öyle olmadı. çok ...

Karıştırmana Gerek Yok

Çok farklı şekilde anlaşılabilirdi bu cümle. Bir ağabey, kız kardeşine bunu dediğinde odasının karıştırılmaması gerektiğini söylemiş olabilirdi. Ya da başka bir mekanda, farklı kişilerde bu cümle çok farklı şeyler ifade edebilirdi. Karıştırmana gerek yok. Neyi? Kendini. Kendini karıştırma. Aklını, zihnini ya da mideni. Yanlış işler yapma. Kendini bil. Kendini alabora etme. Basit bir cümle gibi duruyor. Bu cümlenin beni böyle düşündürmesini beklemezdim. Biri şöyle demişti bir muhabbet arasında: "Tabağında yemek bırakmak mı daha günah yoksa doyduğun halde yemeği bitirmeye devam etmek mi?" Buna öyle kolayca cevap veremezsin. Bunu tam olarak bilebilir misin ki? Birkaç ay önceki ben bu soruya "en başından yiyeceğin kadar yemeği tabağına koymalısın" cevabını verirdi. Hangisi daha günah hiç merak etmezdim. Çünkü sen aklı başında yetişkin bir bireysen, ne kadar yiyebileceğini artık bilmelisin. Bu yüzden tabağında yemek de kalmamalı, midene de gereğinden fazla yemek...

Fevkaladeyim

Kpop fanlığı yapıp koreli ünlüler üzerinden hayran kurgusu yazdığım lise yıllarım şu anki halimden 3 milyon kat daha iyiydi. Diplerde geziyordum ama mutluydum. Şimdi standart, muhafazakar bir türk kızıyım. Vallahi çok sıkıcı. Instagram kültürüm yoktu. Twitter, wattpad ve YouTube ile yaşardım. Her gün en az 100 yorum ve mesaj okur cevaplardım. Hayran kurgusu olan diğer kategoridaşlarıma göre daha sağlam ve kaliteli işlerim vardı ve övgüsüz tek günüm geçmezdi... Elhamdülillah güzel pohpohlandık. Defterler dolusu kurgularım vardı, yazar olmak için delirirdim. Okumak istemezdim çünkü hep yazı yazardım. Derslerde hocaları dinlemez karakter analizi çıkarırdım. Olay kurgusu oluştururdum. Kpop çoğu uzaktan bakan kişiye göre bomboş, ergen işi, gereksiz ve zaman kaybı olarak gözükür. Gidip psikopat fanlığı övmeyeceğim ama bu kpop fanlığı bana çok şey kattı. Şu an tanıdığım insanlardan en yakın olduğum 8 kişi varsa 2 tanesi kpop sayesinde tanıdığım kişilerdir. Yazar olmayı istememi...

dost

yardım et bana. biliyorum ki sen anlarsın. bu halim hal değildir. yardım et bana. çok konuştuğumu biliyorum ama sen alışıksın buna. dinlersin beni. gel lütfen. anlatamıyorum kimseye. sana anlatayım. ağlayamıyorum bile. sana ağlayayım. bilirsin, ben böyleyim. sen bilirsin beni. gel lütfen. dinle beni. koru beni. ben bilmiyorum ki nedir kötü, nedir iyi. ben bilmiyorum. sen bilirsin beni. hangi suyu içmemem gerektiğini söyle bana. zehirleniyorum baksana. bulamıyorum doğruyu. zehirliyorlar beni defalarca. ölemiyorum bile. gel artık, koru beni. dayanamıyorum artık. öp beni. o zaman rahatlarım. sarıl ki bana o zaman anlayayım. dost. sen varsın ya o yeter. onun dışında ne varsa boş. yeni ve soğuk yorganlara sarıldığım için oldu biliyorum. sen sıcacıktın. alışıktın. gel ve öp beni. sevgine ihtiyacım var. uyut beni. başımı yaslayayım omzuna ki, o zaman rahat ederim. yalan sürüsünün kuş tüyleri kanattı başımı. kaya gibi gerçek omuzunu ver bana ki anlayayım. uyuyamıyorum günlerdir,...

bir gün ne kadar verimsiz geçirilebilirse o kadar verimsiz geçirdim

Bunu ilk defa yapmıyorum zaten. O yüzden o kadar da çok garipsemedim. Eğer bir yerlerde, herhangi bir şekilde hayatımı boşa harcama ve zamanımı öldürme konusunda elime bir fırsat geçiyorsa bunu kaçırmamak için ciddi manada uğraşıyorum. Sonuçta öyle o kadar zor kolay bir şey değil. Bu kadar bilerek yanlış yerlerde, yanlış fikirlerle, yanlış hareketler sergilemek gerçekten bir çabanın eseri olmalı. Pek bir şey yapmaya da hevesim kalmadı. Kararlarım pişmanlık oluyor, heveslerim hayal kırıklığı, çabalarım çöp, emeklerim ziyan... Bu kadar şeyden sonra kalp ile bir şey yapmaz oldum. Artık ne geliyorsa aklıma hemen yapıyorum. Yanlış olsa da "Fazla düşünmedin, fazla da umutlanmadın zaten. Boşver" diyorum. Önemi gittikçe yitiyor gözümden her şeyin. Artık böyle devam edeceğim hayatıma. Daha iyi. Daha sakinim. Daha güvende hissediyorum. Kesin kurallarım var. Her ne olursa olsun onları çiğnemeyeceğim. Kendi ruh sağlığım için. Gerekirse sevdiğim şeylerden bile vazgeçerim ama bana...

hatalısın

yanlış yapan sensin işte. düşünemiyorsun. şu ana kadar doğru bir karar verememiş olduğunu biliyordun ama yine de ısrarla kararlarının arkasından konuşuyorsun. sana göre değildi işte. bırak artık. sen başkasın. o kadar olamıyorsun işte. boşuna uğraştın. güzel şeyler de yaşadın ama sen karamsarsın ya sadece hayal kırıklıklarını hatırlayacaksın. kalmadı mutlu anlardan geriye tek bir saniye. sen şimdi sadece üzüldüklerinlesin. senden geriye sadece kalp kırıklıkları var. yakışmadın. sen olamadın onlar gibi. onlar kırmızıydı, sen yeşil. onlar için ne kadar normalse senin için o kadar anormaldi. boş geliyor şimdi bunlar. neden yaptın diyorsun. boşuna yaptın işte. sadece üzüldüğünle kaldın işte. elinde ne var diye bir baksana. yok. ne var? yoksun işte sen yoksun artık. bir önemin de yoktu. mutluyken olmuyor işte, sen üzüntülerden besleniyorsun. seni kahrolmak kendine getiriyor. seni bırakmak kendine getiriyor. yanlış düşüneceksin ve bunu asla sonlandıramayacaksın. hatalısın işte. sen ...

bir çok şey yaşadın

hayatında utanç verici o kadar çok şey yaşadın ki. nasıl insanların yüzüne bakarım dedin kaç defa. şimdi ne kadar uğraşsam da bunları deme sebebimi hatırlamıyorum. şuraya utanç verici şeylerimi yazamıyorum. unutmuşum hepsini. o kadar çok şey yaşadın ki. pişman da oldun, kızgın da oldun, kahroldun. keşke zaman tam olarak da şu güne ve şu saate dönse dedin kaç defa. hayat bu, diyorlar. birçok şey yaşayacaksın, unut gitsin. tamam unutacağım. ama hayat bir de pişman olmak, üzülmek, kızmak değil mi? bir çok şey yaşadım. misal veremiyorum. çünkü dedikleri gibi unutmuşum çoktan. yarın nasıl okula giderim, nasıl konuşurum insanlarla sanki bir şey olmamış gibi, demedim mi kendime? o kadar çok dedim ki. hepsi yaşadıklarımdan dolayı. pişman da olacaksın, seçeceksin yapacaklarını, seçeceksin gideceğin yerleri. seçeceksin konuşacağın insanları... etrafını seçeceksin. bileceksin. hayır, o asla yapmaz bunu diye bir şey var mı? yok. kimseye güvenmemek, kimse ile yakın olmamak vardı. saf b...