Ana içeriğe atla

Kayıtlar

yarın bitsin.

 lütfen bitsin artık. ellerimde kanamayan bir yer, dudaklarımda yolunmamış deri kalmadı. sabahları canım acıyarak ellerimi yıkıyorum. çok yoruldum. haftalar geçti ve yarın bitmedi. gelmesi o kadar sürdü ki hala bugün diyemiyorum yarına. gelsin ve bitsin artık.  çalışıyorum, okumayı seviyorum ama sanırım kalbime iyi gelmiyor. kalp dediğim de ruh sanırım. stresten mahvoluyorum. yine de enerjimi sağlam tutmaya çalışıyorum. bitsin istiyorum. sonra yine başlayacağını bildiğim halde. birkaç ay sonra da olacak, öbür dönem de olacak öbür yıl ve ondan sonraki yıllar da olacak ve ben bu yaşadığım ağır stresi unutup unutup başıma yeni yeni işler alacağım.  bu kadar da zoru seven biri değildim aslında. sanırım yanlışlıkla çok zorladım kendimi ve artık geri de dönemiyorum. insanlar ne der? mimarlık kazansaydım ne olurdu acaba diye düşünüyorum. her sınav zamanı böyleyim. sabahlara kadar gözlerim bozulup sırtım kamburlaşana kadar, ellerim yapıştırıcıdan dolayı mahvolana kadar ödev yapsa...

gece geç olmuş

aklım dolu ama bir o kadar da boş. son iki günde ne yaptığımı hatırlamak dahi istemiyorum. düşünceler içindeyim ama aslında hiçbirini düşünmek istemiyorum. herhangi bir şey varsa da aklımda toparlayamıyorum rahatça. uzun süredir oldukça düzenli ve sağlıklı takılırken geçen gün kendime luppo aldım. şu sekizlik mi ne olanlardan. içinde kaç tane var bilmiyorum çünkü hepsini oturup ben yedim. başkalarına bırakma kaygım olsa sayar ona göre sayıyı bölerdim. bunu arada yapıyorum. yani en son 2 yıl önce yapmıştım. sebep ve sonuçları şu zamankime göre berbattı. şimdi ise farklı. ne bakımdan farklı bana kalsın. luppodan nefret ederim aslında. sevmiyorum. ben tatlı da sevmem. çok istediğim olur ama aslında tatlı değil tuzlu insanıyım. luppo ile olan hikayem uzun ve gereksiz. nefret ediyorum o kadar.  kışlıklarımı indirdim. yazlıklarımı ise kışlıklarımı çıkardığım kutulara yerleştirdim. üç gündür yoga yapmıyorum, geçen arkadaşıma yoga yapabilmesi için kanal önerdim. hayatım düzenli ve parlaktı...

geçmişi seviyorum

 yani geçmişi anmayı seviyorum. hatta bugün şunu fark ettim: ben ileride dönüp bakabilmek için bu anı yaşıyorum. geçmişe bağımlıyım. şu an ne yapıyorsam ileride dönüp bakayım, keşke o zamanda olsaydım diyebileyim diye anlarımı zenginleştirmeye çalışıyorum. çünkü nasıl dün bugünün geçmişiyse, bugün de yarının geçmişi. geçmişi seven birinin geçmişte tıkılı kalması anlamsız değil mi? hep geçmişte durursa ileride ne kalacak geçmiş adına? geleceğimi de çok düşünüyorum çünkü biliyorum ki gelecek de bir gün geçmiş olacak. o kadar abarttım ki geleceğin de geleceğindeyken, geçmişe bakıp mutlu olayım da plan yapıyorum. anımı yaşayamıyorum demeyeceğim. ben geleceğimi bile yaşıyorum. geçmişime durmadan bakıyorum. yaşamayı mı seviyorum yoksa anılarımı mı seviyorum? şuna eminim ki ben hatıralarımı çok seviyorum. güzel anlarımı dönüp dönüp tekrar yaşayabilmeyi isterdim. ama bu anımı da yaşamayı seviyorum. mesela sabahın 7'sinde uyandım ve ders çalışmaya başladım. sabahın 7sinde uyanma sebebim şu ...

bu yıl ineklemek üzerine bir strateji kurdum

 çok da iyi yaptım. inşallah hayırlısı ile ineklemek istiyorum. derslerime odaklanıp, tefsir dersine çalışıp ayrıca pazar günleri de medrese eğitimine devam etmeyi düşünüyorum. kitaplarımı da okumak istiyorum. dizilerimi de izlemeye devam edeceğim inşallah.  plan yapıyorum hep. ajandamı yıllar önce almıştım. onu kullanıyorum. çok tatlı bir ajanda. ajanda kullanınca daha düzenli olduğumu fark ettim. ilk ajanda kullandığımda 2015-2016 yılıydı ve üniversite sınavına hazırlanıyordum. O düzenli çalışma ile şu anki okulumu kazandım çok şükür. arada bir yanlış yollara saptım ama olsun. o yanlış yollardayken ajanda kullanmıyordum. bunu fark etmemin üstünden dakika geçmedi. sonra şu anki okuluma geldim. okul kayıt işlemleri bitince bana ufak bir 2018-2019 ajandası verdi. o kadar düzenli tuttum ki ajandayı. hazırlığı geçebildim çok şükür. sonra da birinci sınıfta durmadan her hafta plan yapa yapa geçirdim günlerimi. plana uymasam da devam ettim. plan yapıyor olmak beni çok şevklendiriyo...

benden sana

 korkuyorum aslında. gerçekten korkuyorum. aklımda öyle şeyler kuruyorum ki, sana kavuşamazsam diye senaryolar oynuyor zihnimde.  sonra güzel hayallerim geliyor aklıma. arkadaşlarım bu duygu için çok küçüksün diyor ama bence bu duygunun yaşı olmamalı. hem küçük de değilim. düşünürken gülüyorum bazen. mesela şu an yazarken...  bazen ise ağlıyorum. çok şiddetli ağlıyorum. geçen gün oldu hatta. aklımda hep berbat ihtimaller var. bu kadar düşünürsem başıma gelir diye telaş içindeyim. o yüzden hep dua ediyorum. korkuyorum ve bu yüzden dua ediyorum. başka yapabileceğim bir şey yok. bilmiyorum ki. bilmiyorum, ileride ne olur bilmiyorum. yaptığım tek şey hayal kurmak, plan yapmak. ismin bile belli. isimleriniz belki.  yine gülmeye başladım. bazı insanların hayali belki mutlu bir evliliktir, güzel bir kariyerdir, iyi bir iş, belki başarılı bir eser... ne bileyim işte. insanlar pek bunun hayalini kurmuyor gibi. bu yaşta yani. arkadaşlarım şaşırıyor ve anlam veremiyor. olabilir...

büyüdüğümü anladığım vakit

ilk defa şampuan ve peynirin fiyatını öğrendiğimde büyümüş hissetmiştim. elimde bulunan birkaç lira ile nasıl daha mantıklı bir öğün oluşturabilirim düşündüğümde de öyle olmuştu. sınavlardan ve ödevlerden yakınıp nazlanabileceğim bir annem yanımda olmadığında da büyümüştüm mesela. kendi işlerimi kendi başıma halletmeyi öğrendiğimde büyümüştüm. bir insanın bana iyi gelip gelmediğini tartabildiğim zaman büyümüştüm. ilk kez sigortalı bir iş için sabah erkenden kalkışımda büyümüştüm. şimdi kendimi nasıl mutlu edebilirim diye düşünüp o anını saçma zevklerle harcayan eski kendimden vazgeçip yıllar sonraki kendimin mutlu olması için vaktimi doldurmaya çalıştığım kendime dönüşümde büyümüştüm. hayatıma ciddi bir rota çizen kararlar verdiğimde büyümüştüm. okulumu, işimi, eşimi, arkadaşlarımı seçebileceğimi fark edip karşıma çıkan her kişinin ya da olayın zorunluluk olmadığını, askine bana sunulan seçeneklerden ibaret olduğunu anladığımda büyümüştüm. hayaller kurmak yerine kararlar vermeye başlad...

bu saat olduğuna göre oldukça yalnızım

saat 3.46 gece olunca sessiz oluyor. her geçen dakikada neden uyumadım diye kendine kızıyorsun. Gerçi yarın erken uyanmam için bir sebep de yok.  uzun süredir verdiğim bir kararın peşinden gidiyorum: çocuk gibi olmamak. bir ay boyunca oldukça iyi gidiyorum mesela ama sonra bir şey oluyor ve yine ufak halime dönüyorum. çok küçükken bir yazı yazmıştım. Yaklaşık 5 sayfa kadardı. Yeşil kaplı defterimde olması lazım. Hatırlayamıyorum maalesef. Kurşun kalemle yazmışım, bu yüzden silinmeye başlamış. O yazıyı yazarken demişim ki ilerideki Selime bu yazdıklarıma gülecek belki ya da üzülecek ama ben, bu yaşta olan selime, böyle düşünüyor. şimdiki yaşımda, o yaşımda yazdığım yazıyı okurken ağladım. ağlamayı asla beklemiyordum. O yazıyı ağlayarak yazmışım ve yıllar geçtiği halde ağlayarak okudum. şimdi de ilerideki selimeye bu yaştaki selime bir şeyler yazmak istiyor. Ne düşünüyorsun, kimlerlesin, neredesin bilmem ama bu yaştaki selime böyle düşünüyor. Üzgün, heyecanlı, cesaretsiz, umut dolu a...