Ana içeriğe atla

Kayıtlar

sabretmek üzerine

 biraz da ağlamak üzerine. kafam karman çorman. mesela birkaç saate İngilizce konuşma sınavı var. o kadar bıktım ki şu dilden. yani yeterli artık. hayatımda İngilizce görmek istemiyorum artık be. neye çalışacağıma bile emin olamıyorum. artık tamamen kurtulsam... ilkokuldan beri öğreniyorum. artık o kadar yerleşti ki bu dil... bıraksın artık beni lütfen... türkçeyi bile göresim yok artık bayağı yoruldum şu dillerden. muhteşem olmak zorunda değilim. bunu arada söylemem gerek kendime ki çabalamalarım esnasında perişan olmayayım. bir şeylere başladım diye devam ettirmek zorunda değilim. bir şeyler başardım diye yeni yeni şeyler başarmak zorunda değilim. hep ilerliyorum diye durmaktan korkmak zorunda da değilim. kendimi ve dünyayı buna nasıl ikna edebilirim? biraz yoğun bir zamandayım. zamandayız. sanki hep işimiz var. sanki hep bir şeyleri kovalamamız gerek. en üretken biz olmalıyız. karantinayı değerlendiren kesimin içinde olup mutlu hissetmeliyiz. ama dinlenemez miyiz? yani hep aşırı...

yorgunluk var biraz

 içim sıkılıyor bazen. moralimi bozanlar da var. ama çok da mutluyum çok şükür. yorgunum sanırım biraz.  mesela discord sunucusunda komut vererek bazı düzenlemeler yaptığımda kendimi acayip mutlu hissettim ama sanırım biraz da yorgunum.  canım aslında bir şey yazmak da istemiyordu ama burayı açtım öyle. yazmazsam da olmaz gibi. uzun süredir yazmadım. keyfim de nasıl yerinde biliyor musunuz? aslında o kadar da iyi değilim. ya da mutlu olmayı hak etmiyorum gibi. yine de mutlu hissediyorum. sonra içim sıkılıyor.  bazen çok büyük kararlar alıyorum mesela. arkadaşlarımla bazı şeylere adım atmak istiyoruz. atmalıyız da. inşallah olur. sonra mesela bir haftadır okul tatildi. o kadar uzaklaşmışım ki okuldan. okuyasım gelmedi. yarın ders çalışmaya başlarsan bu his uçar gider. daha yapacak ödevlerim ve girecek sınavlarım var.  açıklanan bazı sınavlar oldu. iyisi de var kötüsü de ama sanki tüm ramazan ortalamam yüksek olsun diye dua etmemiş gibi ortalamamı o kadar kafama t...

yirmi ikinci yaşın son 1 saat 15 dakikası

bu yaşımda uzun zamandır yapmadığım şeyler yaptım. hiçbir zaman denemediğim şeyleri denedim. bazen aşırı cesur oldum, bazen çekingen, bazen kızgın, bazen bencil, hep hasret içinde, düşüncelerle dolu.. Tamamen evde, çok az insanla, çok az yolla, çok az gökyüzüyle geçirdim bu yaşımı.  11 kitap okumuşum. ders için okuduğum onca makale ve çalışmayı saymayacağım. 11 kitap. şu an 12. kitabın yarısındayım. ben yıllarca kitap okumamıştım neredeyse. yani yılda okuduğum 1 ya da 2 kitap için kitap okurum diyemeyeceğim. gelecek yaşımda daha da çok kitap okumak istiyorum. bu yaşımda yogaya başladım. ben spor yapan biri değildim hatta sporu hiç sevmem, bile derdim. benim için uygun olan sporu bulamadığımı anladım ve bu yaşımda yogada oldukça ilerledim. neredeyse 8 aydır yoga yapıyorum. gelecek yaşımda yogada daha da çok ilerlemek istiyorum. pandemi sebebiyle gezi planlarıma ara verdiğim bir yaş oldu. tüm ülkeyi gezme planımı gerçekleştiremedim ama 2 ay boyunca Giresun'un ufacık bir ilçesinde lis...

bundan sonraki hedefim değişmiştir

artık tek hedefim stres olmamak. stres olduğumu düşündüğüm an yapmakta olduğum işi bırakacağım. gerçekten bir değeri yok diğer şeylerin. kendimi yoruyorum, bir şeylere varmak için çabalıyorum ve hayır, bu okulda çabanın bir karşılığı yok. sonuçsuz. o kadar uğraşıp bir yere varmıyor olmak beni bıktırdı. bu okul beni bıktırdı. hocaların muhteşem adil olduğunu sanması ama aslında umurunda olmamamız artık daha da gözüme batıyor.  bir de tek ders onların dersi. kendileri koca dönemde bir ders veriyorlar diye aşırı rahatlar da bu yüzden bizi sıkmaya çalışıyorlarsa ben sizin düşünce tarzınıza bir şey diyemiyorum artık. biz yaşamayalım değil mi? aylardır gezmiyorum. yüz yüze eğitim olsa en azından Ortaköy'e gider şöyle bir denize bakardım. hatta hiç yürümez okuldan izlerdim. bu muhteşem fırsatı hadi biz gerizekalı insanlar yüzünden bok ettik peki siz hocaların olayı ne tam olarak? ben hafta içi o kadar bunalıyorum ki ders dinlemek dışında bir iş yapamadığım için haftasonumu ders çalışabili...

bir dizi izledim

 komedi sanıp başlamıştım ama şu an ağlıyorum. burnum tıkandı, yüzüm gözyaşı ile dolu vesaire.  dizide bir kadın şunu dedi: "geçmişe dönsem hiçbir şeyi değiştirmezdim, çünkü kötü diye değiştirdiğim herhangi bir şey iyi bir anımın yaşanmasını engelleyebilir." gerçekten bilemeyiz. yaşamamız gerekiyordur ve yaşarız. yaptığımız işlerin, verdiğimiz kararların sonucunu, nelere etki ettiğini hiçbir zaman önceden kestiremeyeceğiz. bu yüzden ben de geçmişe dönecek olsam her şeyi olduğu gibi bırakmayı tercih ederdim.  çok üzüldüm diziyi izlerken. ağlayasım geliyor düşündükçe. cidden gülerim diye açmıştım oysaki. hatta film sanıp açmıştım ama diziymiş. her bölümü 25 dakika falan. komik gerçekten. yani benim bu kadar harika bir diziyi tesadüfen bulmam komik. ki tesasdüf diye bir şey de yoktur, değil mi? her şey birbirine o kadar bağlı ki. neyse. çok üzüldüm. dizinin adı da "After Life" yani ağlamak isterseniz izleyebilirsiniz. ama bu ben hep ağlarım. yani gözlerim dolar illa ki...

çok üzüldüm

 çünkü geçen gün yazdığım uzunca bir yazı vardı ama silinmiş. yayınlaya bastıktan sonra puf! gitmiş. çok üzüldüm. yazdığım anı aynı zamanda aynı duygularda tekrar yaşamadığım sürece aynı yazıyı tekrar yazamam. ne yazdığımı hatırlamıyorum bile. dönüp dönüp okumak güzeldi. şimdi ne yazmıştım bilemeyeceğim.  neyse zaten genel olarak üzüldüğüm çok şey var. buna da üzülmek istemediğim için bu konuyu burada kapatıyorum. yazmak gibi bir hevesim de yoktu açıkcası. standart bir şekilde blog siteme şöyle bir bakıp geri başka sitelere doğru yol alacaktım fakat yayınla dediğim o yazıyı göremeyince durum buaya geldi. bari taslak olarak kaydedilseydi. yazık be.  blogspot beni kırdın. en çok internet bağlantımız kırdı beni. o kadar para veriyoruz ve yine de berbat bir bağlandır var. bizim evin duvarları ne alakaysa bu tarz dalgaları geçirmekte sıkıntı yaşıyor. mesela biz apartmanın ortak yeri olan tam orta kısmında ve asansörde telefon kullanamıyoruz. bu ne saçma bir bilgi değil mi? mes...

ay yok artık

 saat sabahın yedisi ve ben erken uyandığım için sabahın yedisi değil. UYUMADIĞIM İÇİN sabahın yedisi. tamam dönemim bitti. dönemim bitti. neyse bu konuya gelicem ama yani dönemim bitti diye sabahın yedisine kadar duramazsın selime. ve yani Harry Potter lanetli çocuk kitabını dinledim youtube'ta. Weasley soyadını veasley diye okuyan bir seslendirmenin eşliğinde dinledim. profesör MAKGONAGAL falan diyordu. bir insanın bu net isimleri okuyamamısını anlayamam asla. yani bilmemesi için muhteşem bir Harry Potter sansürü yemeli ya da yaşı biraz vardır diye düşünüyorum. sesten anladığım kadarıyla ciddi bir sansür yemiş arkadaş. sansür yediğin kitabın devamı olarak sunulan tiyatro türü metni de okumaya gönüllü olmazsın diye düşünüyorum. zaten yorumlara kapamışlar. ama bakın kadın mı erkek mi anlayamadım seslendiren kişi uğraşmış. 6 saate yakın bir videoydu. YOU TRIED dicem sana sadece kardeşim. sonuçta türkçe okunmuş tek video oydu. yoksa dinleyecek başka bir yer bulamazdım. kitabını da al...